background
30 Mayıs 2016

Yemek programı, gerçeklik, strateji.

Bir çok yemek programı var televizyonda. Aralarında hiçbir “sürdürülebilir, diğerinde olmayan özellik” yok.  Oysa, yaptığımız her iş, bu yazı dahil, bir pazarlama işi.  Aksi taktirde, neden satın alınasınız, okunasınız, dinlenesiniz.

Set, ülkenin üst %2-3′üne ait olabilecek bir kalitede ve düzende.  Aslında, bana sorarsanız, yemek pişirmenin zor olacağı şekilde düzenlenmiş.  Özensiz. Bir aidiyet kurulması çok zor.  Oysa, programın yönetmeni var, ihtiyaç duyacağı herşey var.  Ben, bir pazarlamacı olarak, reklamlarda, hedef kitlenin ulaşmak isteyeceği bir dünya kullanılmasını desteklerim.  Reklam, 30 saniye, aklınızda bir lezzet bırakıyor, bitti. Oysa, yemek programları 15-20 dakika ve programda kalmayı istememizin sağlanması gerek.  Bu da özenle sağlanabilir.

Aşçı, şef diyelim herkes anlasın, dışarı adımını atıp herhangi bir davete katılabilecek bir kıyafet giymiş.  Makyajı mükemmel.  Eliyle tavuk göğsünü ezerken, saatinin kayışı da işe katkıda bulunuyor.  Lütfen… Konuşurken, unum, bıçağım, tarhunum, sofram gibi Türkçe’de, sadece bir konunun, görüşün altını çizmek isterseniz kullanabileceğiniz yöntem, burada sıradan bir hale gelmiş.  Tavuğumu elimle ezeyim….Ne?  Tonlamalarda en ufak bir heyecan, şaşkınlık, beğeni, hiçbir şey yok.

Tavuğu unlamak için tabağa dökülen un, gerekenin 3 misli.  Tavuğun üzerinde kalan, yemeğe hiçbir katkı sağlamayacak miktarda.  Tam tersi, bana göre…Tahta üzerinde çiğ et işlemek sakıncalı; eğer sonrasında kazıyıp, kurutup, mikrop üremesine engel olmuyorsanız.  Dolapta, bulanık bir suyun içinde kırmızı biber, tavuğu süslemek için kullanılacak.  Tazesine ne oldu, tarhun var da biber mi yok?

Tavayı, sıvıyağ ile yağladı aşçı, şef diyelim herkes anlasın.  Zeytinyağı ile, yani sıvı yağ ile… gibi anlamsız bir takım laflar etti, yağı kağıt peçete ile tavaya dağıttı.  Oysa, yemeği pişirmek için 100 gr. tereyağı koyacaktı birazdan.  Tavanın ısınıp ısınmadığını elini tavaya iyice yaklaştırarak kontrol etti.

En önemli bölüm; yemek yenilecek.  aşçı, tavuğu tabağa koydu, bulanık sudan çıkardığı biberini tavuğun üzerine.  Gitti.  Cut.

Aşçıyı bir yerde otururken görürüz, tavuğu keserken tabak sallanıyor.  İştahımızı açacak hiçbir şey yok.  Hiçbir şey.  Cut.

Aşçıyı, üzerinde mantosu, yol kenarındaki bir kediyi sevip, ona el sallarken görürüz.

İşimize dönelim: Programı yapan, marka.  Onlarca yemek programının arasından seçilip tüketilmek istiyor.  Bunun sonunda, kitapları satılacak, program önümüzdeki sezonda devam edecek…Hedef kitlesini doğru belirlemek zorunda.  Yoksa, herkesin herkesi sevmeyeceğini biliyoruz.

Otantik olması gerek ki; kim olduğunu, onu neden sevmemiz gerektiğini bilelim.

Son ürünü hem heyecan yaratmalı, hem kendisi heyecanlanmalı.  Ülkemizin gerçeği; yemek paylaşılır.  diyelim tek başına yiyeceksiniz; onun da bir adabı var. Kameramanlarla, set çalışanlarıyla kurulacak bir sofra programı bambaşka hale getirebilir.

Farkı yaratmak gerek. Bunun için kendi öz katkınızı işe katmak gerek.  Yetmez; taraftar bulmalısınız.  Oturduğunuz yerden olmaz; araştırma yapmalısınız.

Yoksa, evet; bir yemek programınız var, gittiği yere kadar gider.


Yorum Yapılmamış

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>