background

Hakkımda(profesyonel/kişisel)

Profesyonel

Şimdilik: 

KİM: 1964, İstanbul doğumluyum.  İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Ekonometri bölümünü bitirdim. Amerika’da Golden Gate Üniversitesi’nde Uluslararası İşletme dalında yüksek lisans sahibiyim.

NEREDE:  Türkiye’de; Information Resources, Inc.’da pazar araştırmacı olarak çalışmaya başladım.  Marsa Kraft JS, ve Brisa olmak üzere Sabancı Holding şirketleri, Ülker, Sütaş ve TTNET’de kariyerimi sürdürdüm.  Özel sektördeki son görevim, Şölen‘de Pazarlama Direktörlüğü.

HANGİ MARKALAR:  Luna, Ona, Milka, Tang, Bizim, Terem, TTNET, Sütaş, Bridgestone, Lassa, Biscolata, Luppo, Ozmo gibi markaların ve ilgili kategorilerin gelişimlerine katkı sağladım.

HANGİ İŞLER:  Marka inşası, strateji, satış yönetimi, sağlıklı gelişim ve tutarlı iletişim, karlılık, kurumsal halka ilişkiler, sürdürülebilirlik, kurumsallaşma gibi projelerde karar verici ve bazılarında liderlik rolleri üstlendim.  Bu kelimelerin herbirinin birbirine karıştığı bir dönemdeyiz.  Bazıları iyice kirlendi, bazıları da sadece güzel göründükleri için var.

Kendimi, bir “iş insanı” olarak tanımlamak, içinde en rahat hissettiğim alan.  Vizyon oluşturma, buna bağlı stratejilerin kurulması ve pazarlama planına entegrasyonu, takım oluşturma, yönetme ve bu takımı bir hedef etrafında toplayıp aksiyon almalarını sağlama güçlü yönlerim arasında.  Reklam ajansları yönetimi ve değerlendirme, pazar araştırma, medya yönetimi gibi konularda, “başarılı” olarak tanımlayabileceğim işler yaptım.  Marsa Kraft, Brisa ve Şölen’de icra kurulu üyeliği yaptım.

ÖDÜLLER:  Marsa için; Tang Türkiye lansmanı ile; “Avrupa’nın en iyi lansmanı“ Brisa için; “the communicator”,  “the web marketing association”,  “the best banner in Turkey”  Şölen için; Luppo ile “Gümüş Effie“.

Sonradan daha iyi anladım; pazarlama kariyerine doğru yerden,  “pazar araştırmacı” olarak başlamış, 25 senedir pazarlama dünyasının içinde olan birisiyim. Bu süre içerisinde marka ve stratejisi, hiyerarşisi ve yönetimi görevlerimin omurgasını oluşturdu.  Birşey satıyorsanız, servis, ürün, hayal; marka her zaman(her zaman) en önemli değerinizdir.

Kariyerimin son 10 yılı, bunlara ek olarak, tüm boyutlarıyla  geleneksel ve dijital iletişim, ajans yönetimi, vizyon oluşturma, takımları bu hedefler etrafında heyecanla toplamakla devam etti.  Bunlara bağlı KPI’lar ve finansal sorumluluklar(P&L ve kar sorumlulukları) üstlendim.  Finansçı değilim.  Bir iş insanıyım(Ümit Ersoy’a teşekkür ederek…).

Hem ulusal hem uluslararası şirketlerde, farklı dinamikleri ve takımları yöneterek, onların bir parçası olarak çalıştım. En çok ilgimi çekenler, uluslararası birikime ve iş yapış deneyimine sahip; aynı zamanda bir yerel yapıymış gibi, işi esnek ve “buralı” tarzda yapanlar oldu.  Buralarda kazandığım deneyim paha biçilmez.
Katkı sağlama şansı yakaladığım birçok marka var.  Beni en çok heyecanlandıranlar hep üzerlerine “commodity” damgasını yemiş olanlardır.  Luna da bir margarin.  Ama annenizin margarini değil.  Bridgestone bir lastiğin markası.  Ancak başınıza kötü birşey gelirse aklınıza gelen, siyah yuvarlak şeyin…  Ama o artık “emniyet lastiği”.
Bir inançlı pazar araştırmacıyım.  Tüketiciye göre planımı yaparım.  Hedef kitle(artık hedef kişi..)nin neyi nasıl, nerede, ne sıklıkta, ne bedelle istediğini anlamak işin özüdür bana göre.  Markamın nasıl algılandığını neredeyse anlık olarak bilmek isterim.  Markanızla ilgili yapacağınız küçük hatanın gerçek bedelini hiç bir zaman bilemezsiniz.
Yapılamaz denilen araştırmaların peşine düşerim.  İki tüketici panelinin kurulup çalıştırılmasında emeğim çoktur:  Sakız ve lastik.  O heryerde, büyük kavanozlar içinde duran onlarca çeşit sakızı gözünüzün önüne getirirseniz, ne demek istediğimi daha iyi anlatmış olurum sanırım.
Tüm bu olan biten içinde üç konuda sertçe sorgularım yaptığım işi:
1- Tüketici ne düşünür, neye ihtiyacı var, ne ister?
2- Marka(m) sağlıklı mı, bir net vaadi var mı, teksesli mi, farkında olması gerekene
     ulaşıyor mu?
3- Yapılan iş ticari bir faaliyet olarak anlamlı mı?
Son kertede, yaptığımız tüm işler insana dayanıyor.  Göreviniz ne olursa olsun.  İster rapor eden, ister edilen olun.  Farklı kültür ve özellikte takım arkadaşları ile bir hedefe yönelebilmeyi başarmak tüm başarıları peşinden getiriyor.  Bu konuda iyi olduğumu düşünürüm.  Emin olmak için de, çalıştığım kurumların genel uygulamalarına ek olarak, her yıl geniş bir örneklemle kendimi tartışır, gelişim alanlarımı saptar, üzerlerinde çalışırım.  Bir konuda görüşüm nettir:  Kendi kaprislerimizle, çalışma arkadaşlarımıza engeller oluşturmaya hakkımız yok.  Öncelikli işimiz insandır.
Üç değere inanır, onların peşinden koşarım: Basitlik, samimiyet, sonuç odaklılık.

 Kişisel

52 yaşındayım.   Biri üniversite öğrencisi kız, diğerleri 6 yaşında ikiz erkeklerin babasıyım.  Sevgili eşimle birlikte, hayatımı olabildiğince basit yaşamaya çalışırım.  “Hayır” diyebilmeyi yeni yeni öğreniyorum.  Memnunum.

Yemek yemeyi de pişirmeyi de severim.  Paylaşmasını daha çok severim.  İşi yokuşa sürmeden sevdiklerimizle biraraya gelelim, yiyelim, gülelim isterim.  Fazla çeşit bilmem de sevmem de.  Öyle işte…

Koşarım.  Çok severim koşmayı.  4 maraton, bir kaç tane de yarı-maraton koştum.  Çevremdekileri koşmaya alıştırmaya çalışırım.  Başarı oranım çok düşük.  Ama, çabamda bir eksilme yok.  Herkesi bu işe başlatmaya çalışırım; çünkü, ne kadar mucizevi bir şey olduğunu anlatmak olanaksızdır.  Bu yazıyı okuyorsanız, lütfen hemen siz de planlayın bir koşu.  Her koşucu iyi koşucudur. Şüphe yok.

Kısa süre önce yazmaya başladım.  “Yazmak beni benden alıyor, dinlendiriyor…” filan demiyorum.  Ama böyle diyenleri sanki daha iyi anlar gibiyim.  Çok yolum var.  Ama olsun, yola düştüm ya…

Taş ev severim.  Assos’ta arsam var.  Çizilmiş, onaylanmış bir tam projesi var.  Hatta, arsanın içinde bu projeyi yapacak kadar taş aldım, orada duruyor.  O taşı oraya nasıl çıkaracağız dediler, yolunu da açtırdım.  Bütün bu emekten çok daha fazlasını, arsayı aldığım kişiyi, borcumun kalan yarısını ödemek için aramaya harcadım.  Yaptıracağız umarım…

Karlos’un Yeri, en sevdiğim tatil yeridir.  Hem hayatımı basit yaşamayı istememle, hem yeriyle hem Karlos’un kendisiyle ilgili bu seçim.  Yurtdışında yaşamamışsak, bir Türk olarak, bir çoğumuzun hayatında iki Karlos vardır: Terörist Karlos, Roberto Karlos.  Karlos’un Yeri’nin sahibi Karlos, ilkiyle ilintilidir.  Gitseniz de anlatmaz.  Ancak, ortalarda dolaşıp, Fethi Naci’nin çerçevelenmiş yazısını bulup okumanız gerek.

Pendik’liyim.  Çocukluğum ve gençliğim bir “sayfiye” yerinin yerlisi olarak geçti.  Anlatması çok zor.  Ancak siz de öyleyseniz  anlarsınız.

İhsan Oktay Anar’ı severim.  Başkalarını da severim.  Murat Menteş’i, Jose Saramago’yu severim.  Elif Şafak’ın son kitabını ondan esinlenerek yazdığına ihtimal vermem.  Serdar Erener’in de telkinleriyle, bunda bir sakınca olmadığını da kabul ederim.

Bir reklamda kafama yatmayan birşey olursa, özellikle kızımla, “bunun neresi yanlış” tartışmasını yapabilmek beni dizilere bağlayan tek bağdır.

Hastane ziyaretleri ve cenazelere katılımın çok önemli olduğuna inanırım.  Bir beyin ameliyatı geçirdim; çok yakında da annemi kaybettim.  İkisine gelen ziyaretçilerin hepsini tek tek hatırlarım.

Hoşçakalın.